Bir kafede otururken çocuk ağlamaya başladı. Ağlayan çocuk 3-4 yaşlarında bir erkekti. Masada çocuk hariç 5 kişi vardı; annesi, anne ile aynı yaşlarda görünen 3 kadın ve yaşça büyük 55’li yaşlarında bir kadın daha vardı. Annesi yaklaşık olarak 35’li yaşlarındaydı. Çocuğun ağlama sebebi ise yeni aldığı oyuncağıyla kafede oynamak istemesiydi. Annesi oyuncak ile burada oynayamacağını eve gittiği zaman oyuncağını açabileceğini burada açarsa parçaların kaybolabileceğini söyledi ve çocuğa farklı bir oyuncak verdi. Çocuk oyuncağı yere atıp ağlamaya ve tepinmeye başladı. Anne oyuncağı yerden alıp çocuğa dönerek parmağını sallamaya başladı ve  ‘Beni her yerde utandırıyorsun eğer böyle yapmaya devam edersen bir daha sana oyuncak almam.’  dedi. Çocuk annesinin bu tavrını umursamadan tepinerek ağlamaya devam etti. Annesi çocuğu kucağına alıp sakinleştirmeye çalıştı fakat çocuk kendini geriye atarak annesinin kollarından kurtulmaya çalıştı. Anne çocuğu sakinleştirmede başarısız olunca yaşça büyük olan kadın ‘Gel bakalım babaannene, üzdüler mi benim oğlumu.’ dedi ve çocuğu yanına çağırdı. Anne çocuğu babaannesine teslim edince çocuk iç çekerek ağlamaya devam etti fakat tepinme davranışını tekrarlamadı. Daha sonra babaanne anneye dönerek oyuncağı burda açabileceklerini ve çocuğun üzüldüğünü söyledi. Anne bu durumdan hoşnut görünmesede sözlü bir tepki vermedi ve oyuncağı babaanneye teslim etti. Çocuk babaanne gözetiminde oyuncağını açmaya başladı anne ise çocuk sakinleştiği için sohbetine geri döndü. Çocuk  yaşına uygun olmayan çok küçük ve çok parçalı lego maketlerden seçmişti. Parçaları doğru birleştirmek için bir kılavuz vardı. Çocuk oyuncağıyla ilgilenmeye başladı ama oyuncak kapaktaki gibi bir robot şeklinde değil küçük parçalarla halinde olduğu için hayal kırıklığına uğramış görünüyordu. Babaanne parçaları birleştirmek için rehber olmaya çalıştı fakat bu yardım çok da başarılı olamadı. Çocuk sinirli görünüyordu ve kısa bir süre sonra birkaç parçayı yere düşürdü. Anne sitemli bir şekilde ‘Sana burda açmaman gerektiğini söylemiştim.’ dedi ve yere düşen parçaları toplamaya başladı. Çocuk başaramadığını farkettiğinde hayal kırıklığıyla karışık huysuz bir tavır sergilemeye devam etti. Babaanne sakin ve avutan bir tavırla ‘Olsun birtanem akşam babanla evde tamamlarsınız o zaman çabucak biter.’ dedi. Çocuğun pes etmesi üzerine anne lego parçalarının tamamını toplayıp kutuya geri koydu. Daha sonra annenin arkadaşı çocuğa pasta yedirmek istedi çocuk biraz pasta yedikten sonra sıkılıp masadan kalktı. Eski oyuncağıyla da bir süre oynadıktan sonra huysuzlanmaya başlayarak parka gitmek istediğini söyledi. Annesi şu an gidemeyeceklerini eğer kendisinin  uslu durursa birazdan parka gidebileceklerini söyledi. Çocuk bu süre zarfında çizgi film izleyip meyve suyunu içti. Yarım saat sonra ise annesi söylediği gibi çocuğu parka götürmek üzere kafeden ayrıldılar. 

Gözlem Kaydı Değerlendirme Raporu 

2-6 yas çocuklarında yapılan gözlemler genel çerçevede Piaget’in ve Erikson`un kuramına göre incelenecektir. Piaget bu dönem çocuğunun bulunduğu evreyi ‘İşlem Öncesi Evre’ olarak tanımlanmıştır. Bu düzeyde çocuğun düşünce düzeyi mantık çerçevesinde değildir ve çocuk düşüncelerini anlık olarak, görünür koşullara bağımlı halde temellendirilir. Zihinsel bir tasarım olsa da bilgi sistemli sekilde işlenemez. Bu yaş çocukları bilgiyi yalnızca tek yönlü belirli bir zamanda belirli bir durum hakkında çıkarımda bulunabilirler. Erik Erikson’un psikososyal gelişim evreleri kuramına göre 2-6 yaş grubu çocuk psikososyal evre olarak “oyunçağı”ndadır. Psikososyal çatışma ise girişimciliğe karşı suçluluktur. Bu evrede istenen sonuç “amaç, başarılardan hoşlanma” istenmeyen sonuç ise “bastırma”dır. Erikson  “çocukların daha yaşları çok küçükken (2 yaş civarı) irade sergilemeye başladıklarını gözlemlemiştir.  Bu yaşlarda çocukların oyuncaklarına sıkıca tutunduklarını ve bir türlü bırakmadıklarını söylemiştir. “(Erikson, 2019, syf 160). Çocuk bu dönemde bağımlı ve bağımsız davranışlar sergilemektedir. Kendi isteklerini zorlantı şekilde kabul ettirmeye meyillidir ve bunun icin çabalar, ‘hayır’ı sıklıkla kullanılır. Bağımsız  hareket etmek istese de başkalarının isteklerini kendisi kabul etmeye çalışarak bağımlı konumuna dönmeye çalışır. İradenin  gelişmeye başladığı bu dönem denge konumuna gelebilme çabasıdır. Gözlemlediğimiz çocuk ise yeni oyuncağıyla oynamak istediği ve kendi istediği olması için ağlayıp, tepinerek isteğini yerine getirmeye çalışmıştır. Bu  Erikson’un kuramına göre bir irade göstergesidir.Çocuk daha agresif bir tavır sergilemektedir. Bu konuyla ilgili Gander kitabında şöyle bir ifade kullanmıştır:

  Cinsiyet tiplemesi genellikle doğumdan hemen sonra çocuğa ad verilmesi ve odasının süslenmesiyle başlar (Rubin ve ark.,1979). Bir çalısmada ana babaların erkek ve kız bebeklerden farklı beklentileri olduğunu ve babaların annelerden daha fazla farklılık algılama eğilimi gösterdiğini  bildirmektedir. Lewis (1979), on iki haftalık kızlarını annelerinin onlara erkek bebeklerin annelerinden daha fazla konuştuklarını, çıkardıkları seslere daha fazla karşılık verdiklerini bulmuştur. Karşı cinsten ikizlerle yapılan bir çalışma annelerin birçok bakımdan erkeklere kızlardan daha farklı davrandıklarını göstermektedir (Gander ve Gardiner, 2015, syf 323).

  “Anaokulu öğretmenleriyle yapılan bir çalışmada Serbin ve O’Leary (1975), öğretmenlerin oğlanlarda saldırganlığı ve atılganlığı , kızlarda ise edilgenliği özendirmek eğiliminde olduklarını buldu. Dahası, öğrenim konusunda oğlanlara daha fazla ilgi gösteriliyor, onları daha fazla pekiştiriyorlardı (Gander ve Gardiner, 2015, syf 323) “. Yapılan araştırmalar erkeklerin daha fazla saldırgan ve agresif davranışlar sergilediklerini ortaya koymaktadır. Gözlemdeki çocuk ise oyuncağıyla oynayamaycağını öğrendiğinde kendini yere atma, ağlama ve tepinme gibi agresif davranışlarda bulunmuştur. İstediğini  yaptırana kadar davranış örüntüsüne devam etmiştir. Buradan anlıyoruz ki gözlemdeki çocuk araştırmaları destekleyen nitelikte hareketlerde bulunmuştur. Sakinleşme ise istediğini elde ettigi zaman gerçekleşmiştir.

  Gözlemin devamında ise oyuncak beklediği gibi görünmediği için çocuğun yaşadığı hayal kırıklığına tanık oluyoruz. Çocuk oyuncağı açtığında bir robot beklerken, çok küçük ve çok parçalı bir lego ile karşılaşmıştır. Babaannesinin denetiminde oyuncağı inşa etmeye çalışsa da başarısız olmuştur.  Burada iki tip problemle karşılaşıyoruz. Öncelikli olarak oyuncak, çocuğun bilişsel gelişim durumuna ve becerilerine uygun değildir; ikinci problemimiz ise çocuğun bu başarısızlık karşısında suçluluk hissetmesi durumudur. Eğer çocuk gelişim yaşına uygun olmayan oyuncaklarla oynarsa bu ikincil problemi doğurur, burada bir neden sonuç ilişkisi vardır. Erikson “ Bu yaştaki çocuklar oyuncaklarına tutar sarılır ve bir türlü bırakmazlar. Ancak limitler vardır. Bu limitler aşıldığında, güvende hissetmeme haline geri dönme ve özgüveni kaybı söz konusu olabilir.”(Erikson, 2019, syf 160). Gözlemdeki çocuk yine ayni hayal kırıklığı, utanç ve saldırgan davranış örüntülerinde bulunmuştur. Fakat çocuğun en belirgin hissinin hayal kırıklığı olduğu görülmüştür. Bu hayal kırıklığı çocukta kendine karşı suçluluk ve utanç duygusunu tetiklemiş olabilir.    

  Gözlemlediğimiz üzere anne çocuğun isteklerine karşın oyuncağıyla burda oynayamayacağını belirtmiştir. Annenin bu tepkisi Baumrind`in ebeveyn tutumlarına göre demokratik tutum sergilemeye çalıştığı göstermektedir. Maccoby ve Martin’in (1983) çocuk yetiştirme tutumlarını sınıflandırmasına göre ise ebeveynin kabul ilgi yüksek düşük kontrol düzeyi yüksek bir tutum görüyoruz dolayısıyla bu yine demokratik bir yaklaşım sergilediğini gösterir. Fakat burda göz ardı edemeyeceğimiz dış etkenler bulunmaktadır. Büyükannenin daha izin verici ve ılımlı yaklaşımı  annenin otoritesini sarsmaktadır. Bu da çocukta bu durumdan faydalanma ve otorite konusunda karmaşa yaşamasına sebep olmaktadır. 

  Bu konuyu Gander kitabında disiplinde tutarlılık ilkesi olarak ele almıştır. Kullanılan disiplin türünden daha da önemlisi disiplinin tutarlı olup olmamasıdır (Parke,1977). Bazı ana babalar bir çocuğu bir gün önce görmezlikten geldikleri bir davranış için ertesi gün azarlar ya da cezalandırırlar; bunun nedeni büyük olasılıkla o andaki kendi ruhsal durumlarıdır. Disiplinde tutarlılık çocukların neyi yapıp neyi yapamayacaklarını öğrenmelerine yardım eder ve böylece daha az engelleme, daha az incinme duygusu ve kopya daha az beklenmedik tokatla sonuçlanır(Gander ve Gardiner, 2015, syf 308).

  Bu konuya ilişkin Duygulu büyük anne ve büyük babaların çocuk yetiştirmedeki rolü adlı makalesinde değinmiş olduğu nokta önemlidir. Büyük ebeveynlerin çocuğun hemen hemen her istediğini yapmaya  meyilli vardır ve çocuk bir prenses ya da prens muamelesi görür. Genellikle büyük anne ve büyük babanın çocuğun bakımından söz sahini olduğu durumlarda farklı ebeveyn tutumları görülmektedir. Genellikle anne baba otorite konusunda büyük ebeveynlerle çatışma yaşar ve yetkinin sadece kendilerinde olduğunu düşünürler. Otorite konusu çocuğun kaldığı eve göre değişkenlik gösterebilir ya da tek patron çocuktur hem büyük anne ve büyük baba hem de anne baba onun isteğine göre davranır.Bunların tümü de yanlış tutum ve davranışlardır. Her şekilde otorite konusunda karmaşa yaratmaktadır (Duygulu, 2010, no 4507). Bu gözlemde de babaannenin tutumu ikircikli bir durum yaratmaktadır çocuğun davranışlarına bu sebep olmuş olabilir. Bu sebeplere bakılarak disiplinde tutarlılık önemli bir yer kaplar. Çocuğun bakış açısında anne şeması kontrol düzeyi yüksek olandan kontrol düzeyi düşük şekilde değişebilir. Bu durum hem annenin otoritesini sarsmakta hem de anne ile çocuk arasındaki ilişkiyi ketlemektedir.

  Gözlemimizin devamında çocuğun parka gitme ısrarına karşın anne ortak bir nokta belirliyor ve bir süre çizgi film izleyip uslu durduğu takdirde çocuğun parka gidilebileceği anlaşmasıyla sonuçlanıyor. Burada ebeveynin televizyon izlemeyi teşvik ettiğini görüyoruz. 

   Ebeveynin televizyon izlemeyi düzenlemesi konusunu araştırmacı Michelle St. Peters aileleri, anne babanın televizyon izlemeyi düzenlemesi ya da teşvik etmesi konusunda dört ayrı sınıfa ayırmıştır (St. Peters, Fitch, Huston, Wright, Eakins, 1991): laizssez-faire (bırakınız yapsınlar) anne babalar , kısıtlayıcı anne babalar, özendirici anne babalar, seçici anne babalar şeklindedir (Bee, Boyd, 2009, syf 781). Annenin burada özendirici bir tutum sergilediğini görüyoruz fakat annenin burada gösterdiği özendirici tutum Premack ilkesine dayanmaktadır. Anne televizyon/çizgi film izlemeyi teşvik ederken uslu durma koşulunu sunmaktadır. Bu yönteme günümüzde ebeveynler sıkça başvurmaktadır. Çocukları sakinleştirmek için bu yönteme başvurmaları aslında çocuğun en başında gösterdiği saldırganlık tutumunun tetikleyicisi olmuş olabilir.  

  • PSİKOLOG BELGİN ÖZTABAK

KAYNAKÇA

  Bee, H. & Boyd, D. (2009). Çocuk gelişim psikolojisi. (O. Gündüz, Çev.). İstanbul: Kaknüs

Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 2007)

  Gander, M.J. & Gardiner, H.W.(2007). Çocuk ve ergen gelişimi. (çev. A. Dönmez, N. Çelen

ve B. Onur) 6.Baskı, Ankara: İmge Kitabevi.

  Erikson, E. H. (2018). İnsanın 8 evresi. 3. Baskı. İstanbul: Okuyan Us Yayınevi.Santrock, J.W. (2011). 

  Yaşam boyu gelişim: Gelişim psikolojisi. (G. Yüksel, Çev. Ed.).Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık. (Orijinal çalışma basım tarihi 2007)

Duygulu, S. (2010, Şubat). Büyükanne ve büyükbabaların çocuğun yetişmesindeki rolü.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here